web statistics software İzmir Özel Saint Joseph Fransız Lisesi

10 Mart 2010, Çarşamba

Fransızca Tiyatro

 
 
 


2. Gros Chantier (Büyük İnşaat)

Saint-Joseph Lisesi’nin, başka liselerle ortaklaşa düzenlediği 2. İzmir Fransızca Tiyatro Festivali Soyer Kültür ve Sanat Fabrikası’nda 26-28 Şubat 2009 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir.

 

Bu yıl, Festival’e okulumuzun dışında Amerikan Koleji, Özel Ege Lisesi, Narlıdere Anadolu Lisesi, İstanbul Notre Dame de Sion Lisesi, İstanbul Saint-Joseph Lisesi ve Galatasaray Lisesi katılmıştır. Toplam 74 öğrenci ve 12 öğretmen…

Üç günlük yoğun bir çalışma temposundan sonra katılan liselerin öğrencilerinden oluşan 7 tiyatro topluluğu La Fontaine’in “Karga ile Tilki” adlı yapıtından esinlenerek kendi çalışmalarını sundular.

Çeşitli sunumların özgünlüğü izleyicileri hem şaşırttı hem güldürdü. Gece, Tripod Rock Grubu’nun konseri ile sona erdi.

Festival’in organizatörleri ciddi çalışmalarından dolayı katılan tüm öğrencilere ve İstanbul’dan gelen öğrencileri ağırlayan velilere teşekkür eder.

Gelecek yıl daha eğlenceli bir 3. Gros Chantier organizasyonunda buluşmak dileğiyle…

resimler için tıklayınız.


11. Uluslararası Ortaöğretim Fransızca Tiyatro Festivali

Lisemizin Fransız Tiyatro Topluluğu Dame- de- Sion Lisesi’nde 11. İstanbul Ulusalarası Ortaöğretim Fransızca Tiyatro Festivaline katılımıştır.

Güzel fotoğrafları için Irmak Arabulan’a (10A) çok teşekkür ederiz..


 resimler için tıklayınız.

 


 

(2006-2007)

Fransızca Tiyatro Toplulğu

16 - 19 Mayıs 2007 tarihleri arasında İstanbul'da Notre Dame de Sion Fransız Lisesi tarafından düzenlenen 10. Uluslararası Lise Frankofoni Tiyatro Festivali bünyesindeki temsilimizin ilk fotoğraflarını sizlere gururla sunuyoruz. 

 Söz konusu festivale 3 ülkenin 13 tiyatro ekibi katılmış olup Lisemiz tarafından sahneye konan Jean Tardieu'nün "Les Amants du Métro" (Metro Sevgilileri) adlı eseri festival süresince yayınlanan dergide "büyük final" olarak seyirciye sunulmuştur.  Bu sonuç, bir yılın sonunda yaratıcı, sempatik ve birlik içinde olan bir ekibin meyvesidir.  Bu projede cesaret ve alçak gönüllülükle başarıya ulaşılmıştır.

Öðrencilerimiz Alkım, Begüm, Berrak, Eylül, Hatice, Hilay, Sumru, Efecan, Emre, Şafak ve Yiğit'e sonsuz teşekkürler........ Bu etkinliğimize yardım ve desteklerinden dolayı herkese ayrıca teşekkür ederiz.

Resimler için Tıklayınız.

 

 
     

Mais où est donc Mac Guffin
(2005-2006)

Fransızca Tiyatro Kulübü Sunar

İzmir Özel Saint Joseph Fransız Lisesi Fransızca Tiyatro Kulübü Eugéne Durif'in "Mais où est donc Mac Guffin" adlı oyunu sergilemiştir.

Resimler için Tıklayınız.

 

 

     
 
Rencontres D'europe
(2004-2005)
  Rencontres D'europe
Ankara Tevfik Fiktet
Fr. Tiyatro Yarışması


Izmir Özel saint Joseph Fransız Lisesi Fransızca Tiyatro Ekibi Tevfik d' Or yarışmasında Fransız Kültür Merkezi Müdürü Özel Ödülünü aldı.

Ayrıca öğrencimiz Yiğit Tuna en iyi aktör seçilerek Fransa'da Tiyatro bursu kazanmıştır
 

MUCİZELER  KUMPANYASI

     Titriyordu ellerim dekorun arkasında. Konuşmalar , gürültüler… Sonra kesildiler. Deniz Hanım ellerini çırptı ve perdeler açıldı. “Y a d’ la joie “ diye diye sahneye çıkıp ağzım kulaklarımda şarkılarımı söylerken de “Ou sont mes chaussettes” diyerek seyircilere seslenirken de doğal olarak hiçbir şeyden haberim yoktu. Ne en iyi erkek oyuncu seçildiğimi, ne de jürinin beni Jim Carry’ e benzettiğini. Hepsini bir saat sonraki törende öğrendim. Bir de bunun üstüne Fransa tatili kazanınca ben hiç konuşamazken bütün tiyatro grubu sevinçten havalara uçmuştu.

    Titreme bu sefer tüm bedenime yayılmıştı; ama bu sefer heyecandan değil, soğuktandı. Tüm günün yorgunluğuyla eğdiğim başımı tekrar kaldırdığımda ise Palais Des Papes’ in dev sahnesinde tüm tiyatrocular çırılçıplaktı. Yine haberim yoktu bu olayın o andan itibaren tüm Fransa’da skandal yaratacağından. Ama o zaman bu ülkede sanatın sanat için yapıldığını ve bunun doğal bir şekilde yapılıp doğal bir şekilde algılandığını gördüm. Doğrusu da bu zaten.

     Hayatım boyunca ilkler hep heyecanlandırmıştır beni ; kaldı ki benim 8 - 18 Temmuz tarihleri arasında yaşadıklarım sanırım herkesi heyecanlandırır. İlk defa uçağa binmek, ilk defa Fransa ‘ ya gitmek, ilk defa on gün içinde bu kadar fazla insanla tanışmak ve farklı ülkelerden olan bu insanlarla aynı dilde konuşmak ve anlaşmak .

     Gerçekten de çok fazlaydık: 60 farklı ülke , 160 kişi ve 25 animatör.Bizleri kırkar kişilik ve isimleri Feydeau, Corneille, Moliere ve Ionesco yani dört büyük Fransız yazarının adları olan gruplara ayırdılar. Tüm animatörlerin ellerinde grup isimlerinin yazdığı pankartlar metroda “Hadi bir sonraki durakta iniyoruz” diye peşimizden koşturuyorlardı.

    İlklerimi daha doğrusu mucizelerimi yaşadığım bu seyahat boyunca heyecanım hiç eksik olmadı. Ne 14 Temmuz kutlamalarında havai fişeklerle süslü Eiffel’ i seyrettiğimde ne de odamın penceresinden uyuyamayıp gün doğumunu hayranlıkla izlediğimde . Hatta bal populaire ‘ in kalabalığından kaçmak için metroya indiğimizde yanıbaşımızda bomba patladığında bile bunun seyahatin bir parçası olduğunu düşünüyordum adrenalimizi arttıran.

    Her akşam yorgun argın yatağa girdiğimizde de düşündüğüm iki şey vardı. Birincisi ailem, ikincisi ise bu güzel geziyi gerçekten hak etmiş olmayı sınamak.Tüm yaşadıklarımın birer mucize olduğuna inanıyor ; ama , sonra, tüm sene boyunca bu tiyatroyu çıkarmak için ne kadar fazla çalıştığımı da hatırlayıp aslında bu ödülü hak ettiğimi düşünüyordum. Yaşamış olduğum, her anlamda aklımı yerinden uçuracak bir deneyimdi ve hani yaşamınızda çok önem verdiğiniz, sakındığınız şeyler vardır ya işte bu da benim için öyle bir on gündü. Gördüklerim, duyduklarım, tattıklarım ve arkadaşlarım…

     Arkadaşlar! Ben tiyatroya girerken bu işi bu şekilde noktalayacağım aklımın ucundan bile geçmemişti. Ödülü aldıktan sonra İzmir’ e dönerken ama, yapılan işin karşılığının bugün değilse de yarın alındığını anladım. Ve bundan sonra kendimi mutlu olduğum şeylerde yoğunlaştırmaya karar verdim.Çünkü kısacık yaşamını böyle ufak tefek detaylarla renklendirmek isteyenlerdenim.

     Şimdi yazıma tekrar baktığımda hala  yaşadıklarımın mucize olduğunu düşünmeden edemiyorum. Tanrı’ m lütfen mucizeler bitmesin…

Tevfik D'Or           
2005 En İyi Aktör

 
 

Notre Dame De Paris Müzikali 2003 - 2004

 


Notre Dame De Paris Müzikali 2003 - 2004

Notre Dame de Paris müzikali, emeklerimizin hakkını fazlasıyla veren, bizim bile beklemediğimiz kadar büyük ve başarılı bir organizasyon oldu! Nasıl olduğunu anlayamadan kendimizi “c’est une histoire qui a pour lieu” diye başlayan bir öykünün içinde buluverdik...

Şarkılar, danslar, mimikler, korolar, çanlar, öğretmenlerin kafa kafaya verip her detayı çözmeye çalıştığı toplantılar; derken saatler süren, yorucu ama bir o kadar da neşeli provalar ve tabi ki en önemlisi herkesin “bir” olduğu, taşların yerli yerine oturduğu, kalplerin tek ritimle attığı gösterinin heyecanı...

Iki yıl üst üste çıkardığımız bu oyunun parçası olmak gerçekten yaşamaya değerdi! Hafızama kazınan melodiler, şarkı sözleri, replikler, koşuşturmalar, şakalaşmalar biliyorum yıllar sonra da yüzümde bir gülümseme bırakacak...
Bu kalabalık ve harika kadroya sonsuz teşekkürler! Iyi ki yapmışız..

 
 

Matigoria gezegeninde neler olduğunu gördükten sonra, Dünyaya dönmeye ve kendimce, hüküm süren deliliğe dikkat çekmeye karar verdim. Dünyadaki tüm ülkelerin sembolü olan X ülkesine, yakın plandan bir bakış atıp DELIRIUM KARLLIĞI’NA gitmek için kalkışa hazır olun. (Latince delirium tremens: sarsılarak sayıklamak; Türkçe: deliriyorum)

Delirium 2002-2003

Hayatın tüm güzelliklerini tadabileceğiniz bu krallığın halkı, hiç beklemediği bir anda tüm ülkeyi saran bir “delilik” içinde bulur kendini. Öyle bir noktaya gelinmiştir ki her şey kazanılabilir ya da kaybedilebilir. Bu hangi tarafta olduğunuza bağlıdır. Ama tüm bunlar bir yana asıl soru şudur; delilik nedir?

DELIRIUM tüm Türklere, Fransızlara, Çinlilere;Afrikalılara hatta Vizigotlara, kısacası yediden yetmişe herkese açık bir komedidir. 11 sahneden oluşan gösterimizde her şey pandomimle, dansla, müzikle. Kısacası Saint Joseph ve Güzelbahçe Piri Reis’in artist öğrencilerinin tüm hünerlerini sergiledikleri bu gösteriye hepinizi bekliyoruz.

 

Geçen yıl “Antigone” başlıklı piyesin hazırlanmasına katkıda bulunmuştum. Bu piyes, oyuncuların nitelikli oyunlarından dolayı, haklı olarak gerçek bir başarı kazanmıştı. O zaman, böylesine başarılı sonuçlar veren bir çalışmanın daha fazla izleyici tarafından seyredilememiş olması ne yazık diye düşünmüştüm.

Matigoria 2001- 2002

İşte o zaman, arada dil engeli oluşmasın diye, sadece görsel ve müzikal bir gösteri sunmaya karar verdim. Yine dil konusundan dolayı, bu gösteri klasik bir tiyatro eserindeki gibi anlatıl-mayacak; daha ziyade şarkı, pandomim ve koreografi vasıtasıyla oluşan tablolar serisi ile ifade edilecekti.

Eserin bir sahnesine “cin”leri katmak istediğimde, Güzelbahçe Piri Reis İlköğretim Okulu Fran-sızca öğretmeni Marion Aujean küçük öğrencileri çalıştırmayı teklif etti: işte maceramız başlıyordu...

Bir kere ana düşünce yerleştikten sonra, bize bir yer, aklımda canlanan farklı sahneleri birbirine bağlayacak bir akış, bir doku bulmak kalıyordu...

Her seferinde değiştirerek, düzelterek, yavaş yavaş oyunun öyküsünü yazdık. Öykü tamamen bizim tarafımızdan uydurulmuş olduğu için, herbirimiz düşüncelerini söyleyerek katkıda bulunabildi. Böylece kostümler, hatta “Matigoria” ismi, bazı sahne   efektleri,    makyaj ve şarkılar öğrenciler tarafından yaratıldı ve tasarlandı.

Matigoria’nın sakinleri, kötülük kuvvetlerine karşı nasıl savaşçıya dönüştüler ve cinler ve elflerin şatolarında sakladıkları gizemli sihirli üçgeni aramaya çıktılar derken, “Matigoria”nın öyküsü küçüklü büyüklü tüm seyirciyi belirgin bir şekilde kendine çekmeyi başardı!

Bahis kazanılmıştı. Teşekkürler Marion, Hepinize teşekkürler “Matigoria”nın tüm oyuncuları, Oyununuz gerçekten övgüye değerdi!

 

 

Jean Giraudoux'nun
"La Guerre de Troie n'aura pas lieu"Mayıs 2002

Herşeyden önce pedagoji

Öncelikle tiyatro kulübünün okul etkinlikleri içinde yer aldığını ve bunun için de her yaratıcı çalışmanın merkezinde pedagojik yararın başta geldiğini hatırlatalım. İşte, biz de bu nedenle Giraudoux’nun dokuzuncu sınıf edebiyat programında yer alan “La Guerre de Troie n’aura pas lieu” başlıklı piyesini seçtik.

La Guerre de Troie n'aura pas lieu
  • Dokuzuncu sınıf öğrencilerinin, sınıfta çalıştıkları bir eseri ders dışına taşımalarına ve eseri tiyatro boyutunda keşfet-melerine olanak sağlamak.
  • Dokuzuncu sınıf öğrencilerinden bu eserde rol alanlara, sınıfta okudukları piyesin metnini kendilerine mal etmelerine ve birebir yaşamalarına olanak tanımak.
  • Eserin algılanması üzerindeki sorunsal ve açık eser kavramıyla, Jauss, Barthes veya Eco’nun bakış açısı ve izinde, öğrencilerin eseri yeniden ve yeni bir anlayışla okumalarını sağlamak.
  • Öğrencilerin kendiliklerinden yaklaşmayacakları veya ayakları geri geri giderek yaklaşacakları edebi eserleri onlara götürmek de bana göre tiyatro kulübünün önemli hedeflerinden biridir.
  • Nihayet      ve     özellikle, insanı, iyi ile kötünün manicilik dinindeki gibi ve adeta uyuşturucu nitelikteki mücadelesi ile kısıtlı bırakan yapımlardan bıkmış, televizyon kültürü içinde ergenlik çağını yaşayan gençler karşısında; onlara biraz daha düşünce titizliği sunmak ve tiyatronun amaçlarından biri ola eleştirel anlayışın uyanışını, Jouvet, Barrault ve Arthaud’nun aktif izleyici kavramından yola çıkarak, yakalamalarını sağlamak bana esas ve önemli göründü.

Tiyatro Kulübü: Kültür ve Frankofoni Mekanı

Gösterimizde önemli yer tutan orijinal müziğin seçimi, frankofoninin tanıtımı ve kalite konusundaki titizliğimiz olmak üzere iki ilkeye dayanmaktaydı. Gerçekten de medyada hergün üstüste yayınlanan ve gösterilen büyük Amerikan prodüksiyonları yerine, öğrencilere daha başka bir şey önermek bana önemli geldi.

Tiyatro kulübü herşeyden önce kültürel bir açılım ve keşfetme yeridir. Bunun için öğrencilerimize sunduklarımızın edebi, kültürel ve estetik niteliklerinde titiz olunması pedagojik açıdan gereklidir. Bu nedenle de gösterimiz için Björk, Arthur H, M, Zic Zazou, Jeanne Moreau ve Lou Reed’den seçimler yaptık.

Mizansen:

Karşılaşılan ilk zorluk 3 saat 30 dakika süren bir piyesi 1 saat 15 dakikaya indirgemekti. Bu kısıtlama bizi bazı estetik seçimler ve sahne seçimleri yapmaya zorladı. Orijinal metinde var olan bürlesk, kaba güldürü özelliğini korumayı uygun gördük, çünkü bu özelliğin durumun trajik öğesini tüm anlamsızlığı ve saçmalığı içinde doğrudan doğruya açıkladığını düşündük. (Monthy Python’da kara mizahın kullanımı gibi)

Aynı şekilde piyesin burjuva vodvili özelliğini de yenileştirerek koruduk. Gerçekten de piyesteki karakterler, sahnenin üzerine doğru sarkan neonvari katot tüplerinin simgelediği gibi tüketim toplumuna iyice yerleşmiş, (bar kodların varlığı ) ve “imaj”ın egemenliği altındaydılar. Barış bile medyatik bir tüketim ürünü haline gelmişti.

Nihayet ve özellikle, dokunaklılık, parlaklık ve sansasyonelde yok olup gitmeyi istemeyen bir mizansen seçtik ve bu şekilde tutarlı ve sürekli bir estetik ve entelektüel yaklaşıma öncelik verdik.

Tabii, öğrencilerin bu piyesi oynarken almış oldukları “tat” dan da bahsetmeden geçmemek lazım. Bu keyif seyircilerimize de aktarıldı ve komik hallerine pek güldüler.

 Déborah Venturini ve Tüm Fransızca Tiyatro Kulübü. Haziran 2002

“ La Guerre de Troie n’aura pas lieu ” İstanbul Festivali’nde

“ Gülsin, sana bir görev vereceğim. Tiyatronuz ve festival hakkında Orion’a yazı yazacaksın ”. Hocamız Saime Bircan bana bunları liselerarası Fransızca Tiyatro Festivali için geldiğimiz İstanbul’u; otobüsün içinden, açık tutabildiğim (malum gece yolculuğu!) tek gözümle, seyrederken söylemişti. Daha önümde koca bir hafta vardı. Geriye dönüp bakınca herşeyin sandığımdan çabuk geçtiğini ve çok zevkli olduğunu anlıyorum…

Çalışmalara başladığımızda oyunumuz zaten Mme Deborah Venturini tarafından belirlenmişti : “La Guerre de Troie n’aura pas lieu”. Açıkcası oyun bizim için biraz ağırdı ve sıkıcı olma tehlikesi taşıyordu. Mme Deborah’nın bazen garipsediğimiz ama çoğu zaman eğlenerek gerçekleştirdiğimiz ilginç “buluşları” eminim ki oyunumuzu epey hareketlendirdi ve renklendirdi.

Festival yaklaştıkça hafta sonları da çalışmaya başladık. Bütün haftasonunu Forum’da geçirirken, moraller iyice bozulmuşken; ne yalan söylemeli bizi bekleyen bir haftalık İstanbul gezisi en büyük motivasyon kaynağımızdı.

10 Mayıs’ta nihayet hazırdık. Aylardır emek verdiğimiz oyunumuzu arkadaşlarımıza sunmaya ve sonrasında ne zamandır hayalini kurduğumuz festivalin yolunu tutmaya… Bu noktadan sonra ne desem boş… Altı günlük festival çok güzeldi. İstanbul Saint Joseph’in ev sahipliği yaptığı organizasyonda, günboyu çeşitli liselerin ve sevimli Fransızcalarıyla Bulgar, Romenve Arnavut öğrencilerin oyunlarını seyrediyor, akşamları da herkes kendine göre İstanbul’un güzelliklerinin tadını çıkarıyordu…

Festival’in bu yıl geçen yıllara oranla sönük geçtiği söylendi bana. Gerçekten sönük hali buysa “canlı” olduğu zamanları görmek isterdim !

Geri dönüş için yola koyulduğumuzda, biz oradayken hükmünü süren güneşli havaya inat ince ince yağmur çiselemeye başlamıştı İstanbul üzerine. Bir arkadaşın söylediği gibi İstanbul gidişimize ağlıyor olmalıydı…

     
 
 
Geri