|
|
| |
|
|
|
 |
2. Gros Chantier
(Büyük İnşaat)
Saint-Joseph
Lisesi’nin,
başka liselerle
ortaklaşa
düzenlediği 2.
İzmir Fransızca
Tiyatro
Festivali Soyer
Kültür ve Sanat
Fabrikası’nda
26-28 Şubat 2009
tarihlerinde
gerçekleştirilmiştir.
|
|
Bu yıl,
Festival’e
okulumuzun
dışında Amerikan
Koleji,
Özel Ege Lisesi,
Narlıdere
Anadolu Lisesi,
İstanbul Notre
Dame de Sion
Lisesi, İstanbul
Saint-Joseph
Lisesi ve
Galatasaray
Lisesi
katılmıştır.
Toplam 74
öğrenci ve 12
öğretmen…
Üç günlük yoğun
bir çalışma
temposundan
sonra katılan
liselerin
öğrencilerinden
oluşan 7 tiyatro
topluluğu La
Fontaine’in
“Karga ile
Tilki” adlı
yapıtından
esinlenerek
kendi
çalışmalarını
sundular.
Çeşitli
sunumların
özgünlüğü
izleyicileri hem
şaşırttı hem
güldürdü. Gece,
Tripod Rock
Grubu’nun
konseri ile sona
erdi.
Festival’in
organizatörleri
ciddi
çalışmalarından
dolayı katılan
tüm öğrencilere
ve İstanbul’dan
gelen
öğrencileri
ağırlayan
velilere
teşekkür eder.
Gelecek yıl daha
eğlenceli bir 3.
Gros Chantier
organizasyonunda
buluşmak
dileğiyle…
resimler için
tıklayınız. |
|
|
 |
11.
Uluslararası Ortaöğretim
Fransızca Tiyatro
Festivali
Lisemizin Fransız
Tiyatro Topluluğu Dame-
de- Sion Lisesi’nde 11.
İstanbul Ulusalarası
Ortaöğretim Fransızca
Tiyatro Festivaline
katılımıştır.
Güzel fotoğrafları için
Irmak Arabulan’a (10A)
çok teşekkür ederiz..
resimler için
tıklayınız.
|
|
|
|

(2006-2007) |
Fransızca Tiyatro Toplulğu
16 - 19 Mayıs
2007 tarihleri arasında İstanbul'da Notre Dame de Sion Fransız Lisesi tarafından
düzenlenen 10. Uluslararası Lise Frankofoni Tiyatro Festivali bünyesindeki
temsilimizin ilk fotoğraflarını sizlere gururla sunuyoruz.
|
|
Söz konusu festivale
3 ülkenin 13 tiyatro ekibi katılmış olup Lisemiz tarafından sahneye konan Jean
Tardieu'nün "Les Amants du Métro" (Metro Sevgilileri) adlı eseri festival
süresince yayınlanan dergide "büyük final" olarak seyirciye sunulmuştur. Bu
sonuç, bir yılın sonunda yaratıcı, sempatik ve birlik içinde olan bir ekibin
meyvesidir. Bu projede cesaret ve alçak gönüllülükle başarıya ulaşılmıştır.
Öðrencilerimiz
Alkım, Begüm, Berrak, Eylül, Hatice, Hilay,
Sumru, Efecan, Emre, Şafak ve Yiğit'e
sonsuz teşekkürler........ Bu etkinliğimize yardım ve desteklerinden dolayı
herkese ayrıca teşekkür ederiz.
Resimler için Tıklayınız. |
|
|
|
|
|
|

Mais où est donc Mac Guffin
(2005-2006) |
Fransızca Tiyatro Kulübü Sunar
İzmir Özel Saint Joseph Fransız Lisesi Fransızca
Tiyatro Kulübü Eugéne Durif'in "Mais où est donc Mac Guffin" adlı oyunu
sergilemiştir.
Resimler için Tıklayınız. |
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
 |
Rencontres D'europe
(2004-2005) |
|
Rencontres D'europe
Ankara Tevfik Fiktet
Fr. Tiyatro Yarışması |
|
Izmir Özel saint Joseph Fransız Lisesi Fransızca Tiyatro Ekibi Tevfik d' Or
yarışmasında Fransız Kültür Merkezi Müdürü Özel Ödülünü aldı.
Ayrıca öğrencimiz Yiğit Tuna en iyi aktör seçilerek Fransa'da Tiyatro
bursu kazanmıştır
|
MUCİZELER KUMPANYASI
Titriyordu ellerim dekorun arkasında. Konuşmalar , gürültüler… Sonra
kesildiler. Deniz Hanım ellerini çırptı ve perdeler açıldı. “Y a d’ la joie
“ diye diye sahneye çıkıp ağzım kulaklarımda şarkılarımı söylerken de “Ou
sont mes chaussettes” diyerek seyircilere seslenirken de doğal olarak hiçbir
şeyden haberim yoktu. Ne en iyi erkek oyuncu seçildiğimi, ne de jürinin beni
Jim Carry’ e benzettiğini. Hepsini bir saat sonraki törende öğrendim. Bir de
bunun üstüne Fransa tatili kazanınca ben hiç konuşamazken bütün tiyatro
grubu sevinçten havalara uçmuştu.
Titreme bu sefer tüm bedenime yayılmıştı; ama bu sefer heyecandan değil,
soğuktandı. Tüm günün yorgunluğuyla eğdiğim başımı tekrar kaldırdığımda ise
Palais Des Papes’ in dev sahnesinde tüm tiyatrocular çırılçıplaktı. Yine
haberim yoktu bu olayın o andan itibaren tüm Fransa’da skandal
yaratacağından. Ama o zaman bu ülkede sanatın sanat için yapıldığını ve
bunun doğal bir şekilde yapılıp doğal bir şekilde algılandığını gördüm.
Doğrusu da bu zaten.
Hayatım boyunca ilkler hep heyecanlandırmıştır beni ;
kaldı ki benim 8 - 18 Temmuz tarihleri arasında yaşadıklarım sanırım herkesi
heyecanlandırır. İlk defa uçağa binmek, ilk defa Fransa ‘ ya gitmek, ilk
defa on gün içinde bu kadar fazla insanla tanışmak ve farklı ülkelerden olan
bu insanlarla aynı dilde konuşmak ve anlaşmak .
Gerçekten de çok fazlaydık: 60 farklı ülke , 160 kişi ve
25 animatör.Bizleri kırkar kişilik ve isimleri Feydeau, Corneille, Moliere
ve Ionesco yani dört büyük Fransız yazarının adları olan gruplara ayırdılar.
Tüm animatörlerin ellerinde grup isimlerinin yazdığı pankartlar metroda
“Hadi bir sonraki durakta iniyoruz” diye peşimizden koşturuyorlardı.
İlklerimi daha doğrusu mucizelerimi yaşadığım bu seyahat
boyunca heyecanım hiç eksik olmadı. Ne 14 Temmuz kutlamalarında havai
fişeklerle süslü Eiffel’ i seyrettiğimde ne de odamın penceresinden
uyuyamayıp gün doğumunu hayranlıkla izlediğimde . Hatta bal populaire ‘ in
kalabalığından kaçmak için metroya indiğimizde yanıbaşımızda bomba
patladığında bile bunun seyahatin bir parçası olduğunu düşünüyordum
adrenalimizi arttıran.
Her akşam yorgun argın yatağa girdiğimizde de düşündüğüm iki
şey vardı. Birincisi ailem, ikincisi ise bu güzel geziyi gerçekten hak etmiş
olmayı sınamak.Tüm yaşadıklarımın birer mucize olduğuna inanıyor ; ama ,
sonra, tüm sene boyunca bu tiyatroyu çıkarmak için ne kadar fazla
çalıştığımı da hatırlayıp aslında bu ödülü hak ettiğimi düşünüyordum.
Yaşamış olduğum, her anlamda aklımı yerinden uçuracak bir deneyimdi ve hani
yaşamınızda çok önem verdiğiniz, sakındığınız şeyler vardır ya işte bu da
benim için öyle bir on gündü. Gördüklerim, duyduklarım, tattıklarım ve
arkadaşlarım…
Arkadaşlar! Ben tiyatroya girerken bu işi bu şekilde
noktalayacağım aklımın ucundan bile geçmemişti. Ödülü aldıktan sonra İzmir’
e dönerken ama, yapılan işin karşılığının bugün değilse de yarın alındığını
anladım. Ve bundan sonra kendimi mutlu olduğum şeylerde yoğunlaştırmaya
karar verdim.Çünkü kısacık yaşamını böyle ufak tefek detaylarla
renklendirmek isteyenlerdenim.
Şimdi yazıma tekrar baktığımda hala yaşadıklarımın
mucize olduğunu düşünmeden edemiyorum. Tanrı’ m lütfen mucizeler bitmesin…
Tevfik D'Or
2005 En İyi Aktör |
|
|
|
|
|

Notre Dame De Paris Müzikali 2003
- 2004 |
|

Notre Dame De Paris Müzikali 2003
- 2004 |
|
Notre Dame de
Paris müzikali, emeklerimizin hakkını fazlasıyla veren, bizim bile
beklemediğimiz kadar büyük ve başarılı bir organizasyon oldu! Nasıl olduğunu
anlayamadan kendimizi “c’est une histoire qui a pour lieu” diye başlayan
bir öykünün içinde buluverdik... Şarkılar,
danslar, mimikler, korolar, çanlar, öğretmenlerin kafa kafaya verip her detayı
çözmeye çalıştığı toplantılar; derken saatler süren, yorucu ama bir o kadar da
neşeli provalar ve tabi ki en önemlisi herkesin “bir” olduğu, taşların yerli
yerine oturduğu, kalplerin tek ritimle attığı gösterinin heyecanı...
Iki yıl üst üste çıkardığımız bu oyunun parçası olmak gerçekten yaşamaya
değerdi! Hafızama kazınan melodiler, şarkı sözleri, replikler, koşuşturmalar,
şakalaşmalar biliyorum yıllar sonra da yüzümde bir gülümseme bırakacak...
Bu kalabalık ve harika kadroya sonsuz teşekkürler! Iyi ki yapmışız.. |
|
|
|
|
 |
Matigoria
gezegeninde neler olduğunu gördükten sonra, Dünyaya dönmeye ve kendimce, hüküm
süren deliliğe dikkat çekmeye karar verdim. Dünyadaki tüm ülkelerin sembolü olan
X ülkesine, yakın plandan bir bakış atıp DELIRIUM KARLLIĞI’NA gitmek için
kalkışa hazır olun. (Latince delirium tremens: sarsılarak sayıklamak; Türkçe:
deliriyorum) |
|
Delirium 2002-2003 |
|
Hayatın tüm
güzelliklerini tadabileceğiniz bu krallığın halkı, hiç beklemediği bir anda tüm
ülkeyi saran bir “delilik” içinde bulur kendini. Öyle bir noktaya gelinmiştir ki
her şey kazanılabilir ya da kaybedilebilir. Bu hangi tarafta olduğunuza
bağlıdır. Ama tüm bunlar bir yana asıl soru şudur; delilik nedir?
DELIRIUM tüm
Türklere, Fransızlara, Çinlilere;Afrikalılara hatta Vizigotlara, kısacası
yediden yetmişe herkese açık bir komedidir. 11 sahneden oluşan gösterimizde her
şey pandomimle, dansla, müzikle. Kısacası Saint Joseph ve Güzelbahçe Piri
Reis’in artist öğrencilerinin tüm hünerlerini sergiledikleri bu gösteriye
hepinizi bekliyoruz. |
|
|
 |
Geçen yıl
“Antigone” başlıklı piyesin hazırlanmasına katkıda bulunmuştum. Bu piyes,
oyuncuların nitelikli oyunlarından dolayı, haklı olarak gerçek bir başarı
kazanmıştı. O zaman, böylesine başarılı sonuçlar veren bir çalışmanın daha fazla
izleyici tarafından seyredilememiş olması ne yazık diye düşünmüştüm. |
|
Matigoria 2001- 2002 |
|
İşte o zaman,
arada dil engeli oluşmasın diye, sadece görsel ve müzikal bir gösteri sunmaya
karar verdim. Yine dil konusundan dolayı, bu gösteri klasik bir tiyatro
eserindeki gibi anlatıl-mayacak; daha ziyade şarkı, pandomim ve koreografi
vasıtasıyla oluşan tablolar serisi ile ifade edilecekti.
Eserin bir
sahnesine “cin”leri katmak istediğimde, Güzelbahçe Piri Reis İlköğretim Okulu
Fran-sızca öğretmeni Marion Aujean küçük öğrencileri çalıştırmayı teklif etti:
işte maceramız başlıyordu...
Bir kere ana
düşünce yerleştikten sonra, bize bir yer, aklımda canlanan farklı sahneleri
birbirine bağlayacak bir akış, bir doku bulmak kalıyordu...
Her seferinde
değiştirerek, düzelterek, yavaş yavaş oyunun öyküsünü yazdık. Öykü tamamen bizim
tarafımızdan uydurulmuş olduğu için, herbirimiz düşüncelerini söyleyerek katkıda
bulunabildi. Böylece kostümler, hatta “Matigoria” ismi, bazı sahne
efektleri, makyaj ve şarkılar öğrenciler tarafından yaratıldı ve tasarlandı.
Matigoria’nın
sakinleri, kötülük kuvvetlerine karşı nasıl savaşçıya dönüştüler ve cinler ve
elflerin şatolarında sakladıkları gizemli sihirli üçgeni aramaya çıktılar
derken, “Matigoria”nın öyküsü küçüklü büyüklü tüm seyirciyi belirgin bir şekilde
kendine çekmeyi başardı!
Bahis
kazanılmıştı. Teşekkürler Marion, Hepinize teşekkürler “Matigoria”nın tüm
oyuncuları, Oyununuz gerçekten övgüye değerdi!
|
|
|
 |
Jean
Giraudoux'nun
"La Guerre de Troie n'aura pas lieu"Mayıs 2002
Herşeyden önce
pedagoji
Öncelikle tiyatro
kulübünün okul etkinlikleri içinde yer aldığını ve bunun için de her yaratıcı
çalışmanın merkezinde pedagojik yararın başta geldiğini hatırlatalım. İşte, biz
de bu nedenle Giraudoux’nun dokuzuncu sınıf edebiyat programında yer alan “La
Guerre de Troie n’aura pas lieu” başlıklı piyesini seçtik. |
|
La Guerre de Troie n'aura pas lieu |
- Dokuzuncu sınıf
öğrencilerinin, sınıfta çalıştıkları bir eseri ders dışına taşımalarına ve
eseri tiyatro boyutunda keşfet-melerine olanak sağlamak.
- Dokuzuncu sınıf
öğrencilerinden bu eserde rol alanlara, sınıfta okudukları piyesin metnini
kendilerine mal etmelerine ve birebir yaşamalarına olanak tanımak.
- Eserin algılanması üzerindeki
sorunsal ve açık eser kavramıyla, Jauss, Barthes veya Eco’nun bakış açısı ve
izinde, öğrencilerin eseri yeniden ve yeni bir anlayışla okumalarını sağlamak.
- Öğrencilerin kendiliklerinden
yaklaşmayacakları veya ayakları geri geri giderek yaklaşacakları edebi
eserleri onlara götürmek de bana göre tiyatro kulübünün önemli hedeflerinden
biridir.
- Nihayet ve özellikle,
insanı, iyi ile kötünün manicilik dinindeki gibi ve adeta uyuşturucu
nitelikteki mücadelesi ile kısıtlı bırakan yapımlardan bıkmış, televizyon
kültürü içinde ergenlik çağını yaşayan gençler karşısında; onlara biraz daha
düşünce titizliği sunmak ve tiyatronun amaçlarından biri ola eleştirel
anlayışın uyanışını, Jouvet, Barrault ve Arthaud’nun aktif izleyici
kavramından yola çıkarak, yakalamalarını sağlamak bana esas ve önemli göründü.
Tiyatro Kulübü: Kültür ve
Frankofoni Mekanı
Gösterimizde
önemli yer tutan orijinal müziğin seçimi, frankofoninin tanıtımı ve kalite
konusundaki titizliğimiz olmak üzere iki ilkeye dayanmaktaydı. Gerçekten de
medyada hergün üstüste yayınlanan ve gösterilen büyük Amerikan prodüksiyonları
yerine, öğrencilere daha başka bir şey önermek bana önemli geldi.
Tiyatro kulübü
herşeyden önce kültürel bir açılım ve keşfetme yeridir. Bunun için
öğrencilerimize sunduklarımızın edebi, kültürel ve estetik niteliklerinde titiz
olunması pedagojik açıdan gereklidir. Bu nedenle de gösterimiz için Björk,
Arthur H, M, Zic Zazou, Jeanne Moreau ve Lou Reed’den seçimler yaptık.
Mizansen:
Karşılaşılan ilk
zorluk 3 saat 30 dakika süren bir piyesi 1 saat 15 dakikaya indirgemekti. Bu
kısıtlama bizi bazı estetik seçimler ve sahne seçimleri yapmaya zorladı.
Orijinal metinde var olan bürlesk, kaba güldürü özelliğini korumayı uygun
gördük, çünkü bu özelliğin durumun trajik öğesini tüm anlamsızlığı ve saçmalığı
içinde doğrudan doğruya açıkladığını düşündük. (Monthy Python’da kara mizahın
kullanımı gibi)
Aynı şekilde
piyesin burjuva vodvili özelliğini de yenileştirerek koruduk. Gerçekten de
piyesteki karakterler, sahnenin üzerine doğru sarkan neonvari katot tüplerinin
simgelediği gibi tüketim toplumuna iyice yerleşmiş, (bar kodların varlığı ) ve
“imaj”ın egemenliği altındaydılar. Barış bile medyatik bir tüketim ürünü haline
gelmişti.
Nihayet ve
özellikle, dokunaklılık, parlaklık ve sansasyonelde yok olup gitmeyi istemeyen
bir mizansen seçtik ve bu şekilde tutarlı ve sürekli bir estetik ve entelektüel
yaklaşıma öncelik verdik.
Tabii,
öğrencilerin bu piyesi oynarken almış oldukları “tat” dan da bahsetmeden
geçmemek lazım. Bu keyif seyircilerimize de aktarıldı ve komik hallerine pek
güldüler.
Déborah Venturini ve Tüm
Fransızca Tiyatro Kulübü. Haziran 2002
“ La Guerre de Troie n’aura pas
lieu ” İstanbul Festivali’nde
“ Gülsin, sana bir görev
vereceğim. Tiyatronuz ve festival hakkında Orion’a yazı yazacaksın ”. Hocamız
Saime Bircan bana bunları liselerarası Fransızca Tiyatro Festivali için
geldiğimiz İstanbul’u; otobüsün içinden, açık tutabildiğim (malum gece
yolculuğu!) tek gözümle, seyrederken söylemişti. Daha önümde koca bir hafta
vardı. Geriye dönüp bakınca herşeyin sandığımdan çabuk geçtiğini ve çok zevkli
olduğunu anlıyorum…
Çalışmalara başladığımızda
oyunumuz zaten Mme Deborah Venturini tarafından belirlenmişti : “La Guerre de
Troie n’aura pas lieu”. Açıkcası oyun bizim için biraz ağırdı ve sıkıcı olma
tehlikesi taşıyordu. Mme Deborah’nın bazen garipsediğimiz ama çoğu zaman
eğlenerek gerçekleştirdiğimiz ilginç “buluşları” eminim ki oyunumuzu epey
hareketlendirdi ve renklendirdi.
Festival yaklaştıkça hafta
sonları da çalışmaya başladık. Bütün haftasonunu Forum’da geçirirken, moraller
iyice bozulmuşken; ne yalan söylemeli bizi bekleyen bir haftalık İstanbul gezisi
en büyük motivasyon kaynağımızdı.
10 Mayıs’ta nihayet hazırdık.
Aylardır emek verdiğimiz oyunumuzu arkadaşlarımıza sunmaya ve sonrasında ne
zamandır hayalini kurduğumuz festivalin yolunu tutmaya… Bu noktadan sonra ne
desem boş… Altı günlük festival çok güzeldi. İstanbul Saint Joseph’in ev
sahipliği yaptığı organizasyonda, günboyu çeşitli liselerin ve sevimli
Fransızcalarıyla Bulgar, Romenve Arnavut öğrencilerin oyunlarını seyrediyor,
akşamları da herkes kendine göre İstanbul’un güzelliklerinin tadını çıkarıyordu…
Festival’in bu yıl geçen yıllara
oranla sönük geçtiği söylendi bana. Gerçekten sönük hali buysa “canlı” olduğu
zamanları görmek isterdim !
Geri dönüş için yola
koyulduğumuzda, biz oradayken hükmünü süren güneşli havaya inat ince ince yağmur
çiselemeye başlamıştı İstanbul üzerine. Bir arkadaşın söylediği gibi İstanbul
gidişimize ağlıyor olmalıydı… |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Geri |
|
|
|
|
|