web statistics software İzmir Özel Saint Joseph Fransız Lisesi

29 Temmuz 2010, Perşembe

2003 - 2004 Liseler Arası Kitap Haftası ve Okuma Günleri

 
 
 
     
 

 
 

Açılış Töreni Resimleri

Öğrenci Oturumu Resimleri

Güzel ve Anlamlı Okuma Yarışması Resimleri

 
 


Çiçeklerin Tanrısı (Hamdi Koç) Resimleri İçin Tıklayınız

'Burası size layık değil. Burası Allahın sadece unuttuğu değil aynı zamanda ilelebet defterden sildiği bir yer. Kimsenin gelip sizi rahatsız etmeyeceği bir yer istiyorsanız ben size bulurum, hatta buldum bile, dün gece bunu düşündüm. Herşey hazır. Ben de hazırım. Size ben bakarım. Ben bakacağım. Hiç kimsenin sizi, bizi, rahatsız etmemesini sağlayacağım. Ben de rahatsız etmeyeceğim sizi, soru sormayacağım, sizi seveceğim ama aşık olmuş numarası yapmayacağım. Madem öleceksiniz, adam gibi öleceksiniz. Bunu sağlayacağım.'

'Yaşayan en güzel kadından daha güzel bir kadın'ı yaşatmak için kurulan iki kişilik bir dünya. Kapalı bir dünya. Çiçeklerle soluk alıp veren bir dünya. Bu küçük dünyada 'yaşayan en güzel kadından daha güzel olan kadın' yaşayabilecek mi? En yalnız şair olan erkek onu yaşatabilecek mi?

Melekler Erkek Olur'un yazarı Hamdi Koç'un yeni romanı Çiçeklerin Tanrısı bu yalnız dünyaya yapılan hüzünlü bir aşk yolculuğu.

Gölgesizler (Hasan Ali Toptaş) Resimleri İçin Tıklayınız

Kentte ve köyde, iki ayrı yerde ve iki ayrı zamanda gelişen iki öykünün içinde ansızın başlayan ve nedeni bilinmeyen kayboluşlar karşısında umarsızlığı yaşayan bir avuç insanın romanı. Aynı acıların, aynı şaşkınlıkların, aynı yazgıların kentte ve köyde yinelendiği, her şeyin birbirine koşut gittiği, iç içe girdiği, kentin köyde, köyün de kentte yankılandığı, gerçekle hayalin birbirine karıştığı, insanların başkalannın hayatını sürdürdüğü bir roman. Sıradışı kurgusuyla okuru şaşırtan, üzerinde düşünmeye zorlayan bu roman aynı zamanda Türkçe'nin ustaca kullanıldığı, zengin betimlemelerin renklendirdiği bir dil şöleni. Yazın dünyamızın bu yeni konuğu Hasan Ali Toptaş'a hoş geldin derken, "1994 Yunus Nadi Roman Ödülü"ne değer bulunan "Gölgesizler"i okurlarımıza kıvançla sunuyoruz.

Geri Gelmemek Üzere (Mehmet Anıl) Resimleri İçin Tıklayınız

Akdeniz'in ortasında, Sicilya Adası'na bağlı ıssız bir deniz feneri: San Lorenzo. Dış dünyayla bağlantı kurmadan bu kayalık adacıkta haftalar, hatta aylar geçiren bir gönüllü sürgün: fenerin bekçisi Mehmet Ali Pargalı; ve ölümcül, onulmaz bir aşkla bağlandığı, gizemli bir genç kadın: Gül. Geri Gelmemek Üzere, bir aşk romanı; şaşırtmacalarla dolu tuhaf bir aşkın romanı. ıstanbul ile San Lorenzo arasında gidip gelen ve geri dönüşlerle anlatılan öykü, bir gerilim romanı heyecanıyla, bir aşk romanı duyarlılığıyla ve serüven romanı sürprizleriyle gelişiyor. Mehmet Ali Pargalı'yı ıstanbul'daki güvenli evinden, annesinin ölümünden sonra sorumsuzca sürdürdüğü kolay hayattan alıp Akdeniz'in mavilikleri içindeki bu ıssız deniz fenerine nasıl bir fırtına göndermişti? Genç adam, Gül'e olan aşkını yıllar yılı neden mektuplara dökmüştü? Genç kadının varlığı Pargalı'nın yaşamını nasıl etkilemişti? Gül'ün ruh ikizi kimdi? Geri Gelmemek Üzere, bir ilk roman; Mehmet Anıl'ın bundan sonra yazacaklarını, anlatacaklarını merak ettiren, sürükleyici ve usta işi kurgusuyla kendini bir solukta okutan bir ilk roman.

Zamanın Manzarası (Mehmet Eroğlu) Resimleri İçin Tıklayınız

"Benim kadar acı çekmedikçe Tanrı'ya inanmamı beklemeyin benden."
"Tanrı'yı güldürmek istiyorsan ona hayallerinden bahset." Böylesi çığlıklarla başlayan Zamanın Manzarası, kimsenin görmediği, görse de farkına varmadığı insan manzaralarının ressamı olmayı seçen bir yazarın yedinci romanı.

"Aşkın sayısız tanımı olduğu iddiası sadece bir varsayım. Aşk, her seferinde yalnızca kendine benzer. Onu değişik sözcüklerle tanımlamamız, olsa olsa karşılaştığımızda bütünüyle kavrayamamızdandır."

Mehmet Eroğlu, bu romanında, hayatında bulamadığı ilahiliği edebiyatta arayan, savaşta edindiği pişmanlıktan oyduğu bir puta taparak sürekli ruhsal yolculuklar yapan kahramanının gözünden, 1988-2002 yılları arasındaki Türkiye'yi, insanlarımızı, ölüme yatanları, acıları ve trajik bir aşkı anlatıyor.

Elif; ölümün kolay kolay giremediği varsıl bir dünyanın içindeki
o güzel, büyük bakışlı kadın, eşsiz varlığını bir silgi gibi kullanarak, ruhu savaşta ölülerle lanetlenmiş roman kahramanına, ömrü boyunca yabancısı olduğu bir düş gücü ve umut armağan edecektir.

"Savaşırken insan önce annesini yitirir," diyen kahramanımız Barış Utkan ise, yitirdiği acıma duygusunun ve çatısını bir türlü kuramadığı hayatına anlam katacak tek şeyin, aşkın peşindedir. Ama varlıklı bu kadınla çıktığı yolculuk, kahramanımızı, o güne kadar parçası olduğu her şeyden daha büyük ve daha geniş olduğunu kavrayacağı yoksulluğa katılmaya götürecektir.

Yazmak, savaş, Tanrı'yla çatışma ve yazgı gibi yazarın önceki kitaplarında ele aldığı temaların çevresinde gelişiyor görünse de, öyküsünün ana teması tartışmasız aşk olan Zamanın Manzarası, insanlığı, insanlığın özünde var olup da karanlık dehlizlerde üzeri kalın duvarlarla örtülüp, soluksuz bırakılmış olan 'acıma' duygusuna projektör tutarak aydınlığa çıkaran bir 'yoğun şefkat' romanı...

Sabır Çıkmazı (Nevzat Çakır) Resimleri İçin Tıklayınız

Yüzyılın başında güney Ege'de yüzlerce yıl Rumların ve Türklerin birlikte oluşturdukları Ege yaşam geleneği; evler, konaklar, sokaklar, mahalleler, köyler, kasabalar, kentler, buralarda yaşayanlar, yaşananlar hala izlerini koruyan bir gerçek olarak buraları dolaşırken her yerden karşımıza çıkar. Cumhuriyet'le beraber yöreyi terk eden Rumlardan sonra yalnız kalan Türkler daha bu yalnızlığa alışmadan batıya açılmanın sonucu birdenbire karşı karşıya geldikleri bambaşka değerler ve kültürlerin baş döndürücü bir hızla etkisi altında kalmaya başladılar.
Önce binlerce yılda oluşan bir yerleşim kültürünün aynı hızla nasıl eriyip gittiğini gördü Egeliler. Sonra da hızlı gelişimin gereği yepyeni değerlerin ve kültürlerin bombardımanı altında ne yapacaklarını şaşırdılar.
ışte "Sabır Çıkmazı" bu şaşkınlığın nelere mal olduğunun öyküsüdür.
Nevzat Çakır bu ilk romanıyla yıkılan konakların, yıkılan gönüllerin feryadını doyuruyor.

Kayıp ısimler Sözlüğü (Sebahattin Demiray) Resimleri İçin Tıklayınız

Yirminci yüzyıl başında ıstanbul'da, Aksaraylı Onikiler Çetesi etrafı haraca keserken bir yandan da günümüz mafyasının temellerini atmaktadır... Baskı rejimiyle yıldırılan halk, Direklerarası'nda ve çayır kumpanyalarında kıssalardan hisse çıkarmaya çalışırken, gençler jurnal listelerine isimleri yazılmasın diye, Frenk icadı futbolla vakit geçirirler. Saltanatının son günlerini yaşayan Sultan Abdülhamit'i eğlendirmek için saraya çağırılan, hikayeleriyle Magrip'te mukallitliğiyle Maşrık'ta nam salmış Meddah Abidin Efendi, Yıldız Sarayı'nda gördüğü bir cariyeye aşık olur...
6-7 Eylül olaylarının arifesinde Paris'ten hareket eden Orient Express'ten ıstanbul'a iki adam iner. Biri Binbir Gece Masalları'nda anlatılan Doğu hazinelerini ele geçirmek isteyen Fransız serüvenci Jan, diğeri sürgüne gönderilen Osmanlı Hanedanı'ndan Prens Mustafa'dır...
Enis'in bütün arkadaşları ya silahlı çatışmalarda öldürülmüş ya da uğradıkları işkenceler sonucu sakat kalmıştır. Etrafında tek bir dostu yoktur artık. Mensup olduğu sol örgütten dışlanmış, üstelik çalıştığı gazeteden de kovulmuştur ve beş parasızdır. Üniversite yıllarında platonik bir aşkla tutkun olduğu Hevâl oturduğu apartmana taşınınca, hayatının akışı değişir. Akıl sağlığını günden güne yitirmeye, gerçekle hayali birbirine karıştırmaya başlar...
Ve... hayatları hiçbir zaman kesişmemiş olan bu erkekler, farkında olmadan Prenses Ünzile'nin hikayesini anlatırlar...

Git Kendini Çok Sevdirmeden (Tuna Kiremitçi) Resimleri İçin Tıklayınız

Sevmesini de gitmesini de bilenler için:
Git Kendini Çok Sevdirmeden. Nostalji,
aşk kırıklıkları, evlilik, birbirini sonradan anlamanın hüznü ve acılara rağmen hayata tutunma çabaları... Tuna Kiremitçi'nin ilk romanı, bir kazada oğlunu yitirdikten sonra annesinin
Eskişehir'deki evine sığınan Arda Akad'ın öyküsünü anlatıyor. Arda'nın ana ocağında genç kızlık yıllarına geri dönüşü ve ilk aşk
öyküsünün kahramanı olan erkeğin
yirmi üç yıl sonra yeniden ortaya çıkışı...
Sevmek ve gitmek üzerine, "ince düşünülmüş" bir roman.

Sunay Akın

İzmir Özel Saint-Joseph Fransız Lisesi’nde Büyüleyici Bir Sunay Akın
Resimleri İçin Tıklayınız

İzmir Özel Saint-Joseph Fransız Lisesi’nin düzenlediği ve bugün açılışı yapılan “IV. Kitap Haftası ve Okuma Günleri” çerçevesinde şairimiz Sunay Akın İzmirli Lise öğrencileri, velileri ve öğretmenleriyle söyleşti.
Konferans salonu doldu taştı. Tüm dinleyicileri büyüleyen Sunay Akın söyleşiden sonra kitap imzaladı.
Söyleşiye katılan ve izleyenlerin adına duygularını aktaran bir öğrencimizin yazısı söyleşinin genel havasını çok güzel bir şekilde şöyle aktarıyor.

Sıkılmadık… İnanılmaz bir olay ki, bir tekimizin bile gözünde o baygınlık ifadesi yoktu. Salonda tek bir oflama duymadım… Saate atılan kaçamak tek bir bakış çarpmadı gözüme… Bütün bunlar gerçekten alışılmadık çünkü böylesi söyleşiler genellikle inanılmaz bir hal alır…
Ancak bu sefer her şey farklı oldu. Bambaşka bir kişilikle, bambaşka bir ifadeyle, bambaşka bir bakış açısıyla karşılaştık. Bu inanılmaz gözlemciliğin, dopdolu, capcanlı anlatımın, rengarenk hikayeleri en anlamlı noktalarından çekip alan ve bizlere fırlatan bu insanın karşısında, kendi adıma konuşayım, nutkumuz tutuldu.
Artık yere düşen sarı bir yaprağa da, Kız Kulesi’ne de, bir film afişine de, her hangi bir binanın penceresine de, eski bir kütüphaneye de sanırım daha farklı bakacağız…
Sanırım biz hayata daha farklı bakacağız. Sanırım bakmaya değil Sunay Akın gibi görmeye çalışacağız. Selin Kantarcı
 

 

 
 

Geri