web statistics software İzmir Özel Saint Joseph Fransız Lisesi

29 Temmuz 2010, Perşembe

2001 - 2002 Liseler Arası Kitap Haftası ve Okuma Günleri

 
 
 
2001-2002 yılı Okuma ve Kitap Haftasında ödüllendirilen yazar “ Kinyas ve Kayra ” adlı eseriyle Hakan GÜNDAY’dır.

Gölgeler Çekildiğinde (Cahide Birgül)

Gölgeler Çekildiğinde... Gecikmiş bir yüzleşmenin hikayesi. Yaşananlar yıllar, yıllar öncesinde kaldı. Belki benim de, onlarla orada kalmam gerekiyordu. Ama biliyorsunuz, bu kolay olmuyor. Pek çoklarının yaptığını yaptım, geriye bakmadan yürüdüm gittim ben de. Kolayca sıyrılırım, zamanla unuturum sandım. Olmadı. Onca şeyi ayağıma bağlı ağır bir gülle gibi sürükledim peşimden. Artık gücüm kalmadı. Durmak, soluk almak, sonra da sağlam bir keski ile bu zinciri kesmek istiyorum. Zamanı geldi... Şimdi...

Çaresiz Zamanlar Kayıp Kuşak (Hikmet Temel Akarsu)

Çaresiz Zamanlar", Hikmet Temel Akarsu'nun Kayıp Kuşak adı altında topladığı dört ciltlik roman serisinin ikinci kitabı. 1980-1990 yılları arasındaki karanlık dönemde genç insanların başlarından geçenleri, roman gerçekliği içinde betimleyen serinin ikinci cildi Çaresiz Zamanlar, üç uzun öyküden olmuşmasına rağmen, bir roman gibi de okunabilir. O yüzden, tür adı olarak yazarı bu kitaba öykü, roman, anlatı değil, "noktürnler" diyor. 1980 sonrasının genç insanları ezip geçen savrulmalarına hüzünlü, lirik bakışlar olarak değerlendirebileceğimiz bu yapıtı okuduğunuzda gerçekten de noktürnler'de olduğu gibi, yenilme, yitirme ve ölüm ile gece, karanlık ve tükenmenin yürek burkan paralelliğini duygusal bir atmosferde soluyacaksınız. (Arka Kapak)

Ah sevgili İpatya, ülkemiz ne hallere geldi bir bilsen... Tanıdıklarımın, arkadaşlarımın pek çoğu şu ya da bu nedenden dolayı tutuklu. Bir kısmı çıkıyor, bir kısmı giriyor. Her gün bir yerde çatışma oluyor. Bir sürü insan ölüyor. Bir sürü insan hapse giriyor. Her akşam televizyonda saçları sakallarına karışmış dizi dizi insanlar gösteriliyor. Kitapla yakalanmak bile bir tutuklanma nedeni olabiliyor. Her yerde arama, kimlik kontrolü, her yerde gerilim, asker, polis... Ürkmüş bir toplum. Akşamları erkenden evlerinin yolunu tutan karamsar yüzlü insanlar...

(Kitabın İçinden)

Aleladelik Çağı Kayıp Kuşak (Hikmet Temel Akarsu)

Aleladelik Çağı, Hikmet Temel Akarsu'nun yeniden yazarak, Kayıp Kuşak üst başlığı altında topladığı dört ciltlik roman serisinin birinci kitabı.

12 Eylül sonrasının dayattığı değerler sistemi, Yeni Sağ ile birleşip tüm toplumu tutsak almıştır... Artık, sadece ve sadece rant, kar, çıkar, avanta peşine düşülmüştür. Tüm toplum, rezil bir aleladeliğin pençesindedir... Aleladelik Çağı, böylesine yoldan çıkılmış bir dönemde yaşananları, içine düşülen bataklığı ve bundan kurtulmak istendiğinde karşılaşılan açmazları gözler önüne seren bir roman...

Gözü dönmüţ mühendislerin, rüţvetçi belediyecilerin, menfaatçi politikacıların, rant hırsıyla yanıp tutuşan toplumun; lümpenlerin, arsızların, haydutların bir imar affı sonrasında sahneledikleri bu trajikomik öykü, 20. yüzyılın en temel özelliği olan 'aleladelik'i olduğu kadar, Türkiye'nin kentleşme serüvenini de en acımasız boyutlarıyla betimliyor.

Aleladelik Çağı, 20. yüzyılın gerçek öyküsünü kavrayabilmek için okunması zorunlu bir kitap. (Arka Kapak)

Eksik Taşlar (Yiğit Bener)

"Beceremedik! Peki sence, insan bizler gibi bir şeyleri değiştirmeyi deneyip beceremeyince ne yapar? 'Ne yapmalı?' sorusuna bulunan tek yanıt: 'öyle yapmamalı' ise, işte o zaman ne yapmalı? Teslim olmak mı tek çare? Kabullenmek mi? 'Uyum sağlamak'mı? Bunlar bana göre değil, bilirsin. Bu yaştan sonra kendimi inkar edemem..." (Arka Kapak)

Mahrem (Elif Şafak)

Görmeye ve görülmeye dair bir roman... gözbebeği: İnsanlarda yuvarlak, hayvanların çoğunda ise dikine elips biçiminde olan gözbebeğinin çapı, irise gelen ışığın miktarına göre değişir. Karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. Yani bu kararsız çember, ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. Yakına bakarken de küçüldüğüne göre, yakn olan aydınlıktır, aydınlıktadır. Uzağın payına karanlık düşer. Zaten karanlığı kimse yakından görmek istemez. Aşık olunca da büyür gözbebeği; demek ki aşık olunan hep uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için, maşuka "gözbebeğim!" diye hitap edilir -Elif Şafak- (Arka Kapak)

Kinyas ve Kayra (Hakan Günday)

"Hiçbir şey yok! Hiçbir şey yok! Hiçbir şey yok..."

"Artık zamanı geldi. Artık acı zamanı. Şiddetin şiiri duyulmalı. "Cash from Chaos" günlerindeki gibi. Kargaşa başlamalı. İnsanlar ağlamalı. Dünya üstündekileri kusturacak kadar hızlı dönmeli. Perde aralanıp içeriye kanın soğuk kokusu yayılmalı. İftiralar, takipler, tahminler, tehditler, intikam yeminleri megafonlardan evlere sızmalı. Görünmez adamların barbecue partilerinde üçüncü dünya ülkelerine biçtikleri kefen yırtılmalı. Arkasında hiçbir teşkilatı güç bulunmayan parmak tetiği çekip tek başına bir insanın sahip olabileceği bütün deliliği göstermeli. Uyuyan halkların yataktan düşme zamanı geldi. Gözkapaklarının jiletlerle kesilmesinin zamanı." (Arka Kapak)

  • Eda Reisoğlu : Ne zaman yazmaya karar verdiniz ve ne zaman yazmaya başladınız ?

  • Hakay Günday : On altı yaşımdayken karar verdim ve yirmi dört yaşımda yazmaya başladım.

  • ER : "Kinyas ve Kayra" ilk romanınız. Kitabı okumamış okurlarımız için konuyu açıklayabilir misiniz ?

  • HG : Kinyas ve Kayra, evlerinden kaçmış ve ayak bastıkları Afrika topraklarında kimliklerini üzerinde bulunduran bütün belgeleri yakmış iki Türk'tür. Herhangi bir ahlâk anlayışından yoksunlukları sayesinde her türlü suçu işleyerek varlıklarını sürdürmüş ancak neden oldukları acıların kaynağında zihinlerinin yattığını fark edince onları öldürmeye karar vermiş yirmi dokuz yaşlarında iki adamdır. Afrika'dan Meksika'ya geçerler ve Türkiye'ye döndükten sonra biri hiçin, diğeri de her şeyin peşine düşer.

  • ER : Kinyas ve Kayra karamsar bir kitap. Karamsar bir kişiliğe sahip misiniz ? Kitabı yazarken hangi amaçla yazdınız ve hangi kesime ulaşmak istediniz ?

  • HG : Kişiliğimin tamamen karamsar olduğu söylenemez. Çünkü melankoli, yaşam biçimi olamayacak kadar dayanılmaz bir acı verir. Ancak kişiliğim herhangi bir duygunun sonuna gitmekte tereddüt etmeyen bir yana sahiptir.Belki de yazarın en doğru biçimde yanıtlayamayacağı tek soru neden kitap yazdığıdır. Yazar doğar, okuma ve yazmayı öğrenir. Daha sonra da hikâyeler anlatmaya başlar. Neden mi? Belki çok yalnızdır. Belki sadece yalnızken kendisi olduğu için diğer insanların onu gerçekten tanımalarını ister. Belki de delirmemek için alır kalemi eline. Belki de para ve şöhret için. Belki de nedensizdir... Ulaşmak istediğim kesim ise tabii ki benimle aynı çağda yaşayanlardı.

  • ER : Kinyas ve Kayra iki arkadaşın ismi. Bu isimleri nasıl ve neden seçtiniz ?

  • HG : Romandaki karakterler doğuştan sahip oldukları her şeyi yok ettikleri için adlarından başlayarak kendilerine yeni biçimler verirler. Kinyas kendi içine dönüp baktığında sadece kin ve yas gördüğünden bu adı alır. Kayra'ysa insanlığa sunulmuş bir armağan olduğunu düşünür. Acı veren ancak paketi açılması gereken bir armağan. Dolayısıyla "Tanrının Lütfu" anlamına gelen Kayra'yı kendine ad yapar.

  • ER : Söyleşide bir üçgenden bahsettiniz : iyi - kötü - hayat. Okurlarımız için bunu açıklayabilir misiniz ?

  • HG : Herţeyin peţinde koţan Kinyas uzaktan bakıldığında yaptığı tercihle kendini iyi olarak gördüğü hayat tarzına yaklaştıracak adımlar atmaya çalışır. Kayra'ysa bütün gerçeklere kulaklarını tıkamış ve üzerindekiler dahil bütün dünyadan kopmuştur. Dolayısıyla ona da uzaktan bakıldığında bencillik ve kötülük görülmektedir. Hayatsa bu iki genç adama bütün bu acıları çektirdiği için çirkindir. Tabii iyi, kötü ve çirkinlik dile getirebildiğimiz ahlâk anlayışının içlerini doldurduğu kavramlardır. İçlerinin samanla mı yoksa elmasla mı dolu olduğunuysa kimse bilemez.

  • ER : Ölümden bahsettiniz ve özellikle zihinsel ölümden. Kitapta önemli bir yeri var. Neden onlara önem vermek istediniz ?

  • HG : Zihinsel ölüm, kişinin dünya üzerindeki bütün acıdan kendini sorumlu hissetmesi sonucunda ortaya çıkmış hayali bir sondur. İntihar değildir. Hatalardan ve suçlardan sorumlu olan aklın çalışmasının durdurulmasının amaçlanmasıdır. Romanda bu denli önemsenmesinin nedeni, kişilerin kendilerine ve hayatlarına yapabileceklerinin sınırının olmadığının ifade edilme arzusudur.

  • ER : Yarışmanın birincisi olmak sizi saşırttı mı ? Sizin için hangi anlama geliyor ?

  • HG : Evet. Çünkü tarz olarak mevcut romanlardan hayli farklı olduğu için Kinyas ve Kayra'nın değerlendirilme aşamasında diğer eserlerin gerisine düşeceğini tahmin ediyordum. Liseli gençlerin verdiği bu ödül benim için ağır anlamlar taşıyor. Çünkü sözünü ettiğim hayatları en iyi değerlendirecek olan kişilerin onlar olduğunu düşünüyorum.

Alayın Kızları (Mucize Özünal)

Alayın Kızları, adını öyküleriyle duyuran Mucize Özünal'ın ilk romanı. Anadolu'nun doğusunda, küçük bir sınır kasabasında konuşlanmış bir askeri birlik, bir alay. Bu birlikteki askerlerin kızları yani alayın kızları. Tam yedi kız. Yedi dağ çiçeği. Çocuklukları, ilkgençlikleri birlikte geçer, ortak hayaller kurup bibirlerine kenetlenirler. Sonra o kasabadan çıkıp dört bir yana savrulur, kendilerini bekleyen farklı yaşamlara dalarlar. Kimi devrimci olur, yaşama erken veda eder, kimi müzisyen olur, kimi avukat, kimi de tiyatrocu. Aralarında buluşanlar da olur, birbirini hiç görmeyenler de. İçlerinden biri, yıllar sonra hepsinin yeraldığı bir çocukluk fotoğrafına bakınca hayatta kalanları biraraya getirmeye karar verir. Ama acaba kaçı gelebilecektir bu buluşmaya? Alayın Kızları, 1900'lü yılların başından başlayarak uzunca bir zaman dilimi boyunca bu yedi kızın öykülerini anlatırken, Türkiye'nin yirminci yüzyıldaki portresini de çiziyor. Zamana karşı duramayarak yozlaşan değerleri, bozulan insan ilişkilerini anlatıyor. Yakın tarihimizin siyasal ve toplumsal olayları bu kızların ve ailelerin öykülerine ustaca işlenmiş. Türkiye'nin toplumsal mozayiğinin, insan dokusunun, gelenek ve törelerinin şaşırtıcı bir gözlem gücüyle sunulduğu Alayın Kızları, yazarın yıllarca Anadolu'nun çeşitli yörelerinde blunmasının sağladığı dil zenginliğiyle, tatlarla, renklerle dolu bir roman. (Arka Kapak)

Dönüş (Cemil Kavukçu)

Cemil Kavukçu, Sait Faik Hikaye Armağanı sahibi usta bir öykücü. Bu kez, ilk romanıyla yepyeni bir "merhaba" diyor okurlarına. Öykülerinden tanıdığımız ustaca anlatımı, kıvrak diliyle daha ilk sayfadan romanın içine çekiyor, sürükleyip götürüyor. 1980 öncesinin çalkantılı döneminin yıktığı, dört bir yana savurduğu genç insanlardan biridir Vedat. İnandığı her şeyi ve herkesi, hatta kendi benliğini ve kimliğini bile yitirmiş, çökmüş yaşamıyla baş başa kalmıştır. Bir yol ayrımındadır; devam edip etmemeye karar vermesi, kendi içine yapacağı bir dönüş yolculuğuyla belli olacaktır; bu yolculuğun başlangıç noktası da doğduğu, büyüdüğü, köklerinin olduğu yerdir. Geçmişe doğru çıktığı içsel yolculuğun acı vereceğini bilse de, bunu göze alır ve hem kendisiyle hem de geçmişindeki kişilerle yüzleşir: Sevgilisi Neslihan'la, kader arkadaşı Mesut ve Mustafa'yla, ailesiyle... Bütün bunlar, "Dönüş"ün başarılı örgüsü içinde harmanlanıyor, romanın kahramanı Vedat'ı olduğu kadar okuru da sarsıyor; bir dönem ve o dönemin yıprattığı, birer birey olarak yenilgiye uğrattığı insanların ruhlarında ve hayatlarındaki yıkıntılar karşısında düşünmeye zorluyor. Başarılı bir öykücüden baţarılı bir roman; romancı Cemil Kavukçu'ya hoş geldin diyoruz.

Kırmızı Pelerinli Kent (Aslı Erdoğan)

Brezilya'nın efsane kenti Rio'yu anlatıyor Kırmızı Pelerinli Kent. İki yılını bu kentin üniversitesinde öğretim görevlisi olarak geçiren yazar, Rio'nun gizlerine de erebilmeyi başarmış.

Uzak diyarların egzotizmiyle bir yabancı gözüyle ilgilenmiyor yazar. Tersine dünyanın öte ucundaki bir toplumu, kültürü ve coğrafyayı kendi kalem dünyasının gereci yapmış. Bu dünya kendine özgü dili, davranış biçimleri, içkileri, doğası vb. özellikleriyle bütün kitaba yayılıyor.

Kimi zaman edebiyat yapıtları için bir toplumun aynasıdır derler ya, Kırmızı Pelerinli Kent, bir Latin Amerika toplumunu bir Türk yazarının kaleminden tanımak gibi ilginç bir serüvenle karşı karşıya bırakıyor okurları.

 
 

Geri