2001-2002 yılı Okuma ve Kitap Haftasında
ödüllendirilen yazar “ Kinyas ve Kayra ” adlı eseriyle Hakan
GÜNDAY’dır.Gölgeler Çekildiğinde (Cahide
Birgül)
Gölgeler Çekildiğinde... Gecikmiş
bir yüzleşmenin hikayesi. Yaşananlar yıllar, yıllar öncesinde kaldı. Belki benim
de, onlarla orada kalmam gerekiyordu. Ama biliyorsunuz, bu kolay olmuyor. Pek
çoklarının yaptığını yaptım, geriye bakmadan yürüdüm gittim ben de. Kolayca
sıyrılırım, zamanla unuturum sandım. Olmadı. Onca şeyi ayağıma bağlı ağır bir
gülle gibi sürükledim peşimden. Artık gücüm kalmadı. Durmak, soluk almak, sonra
da sağlam bir keski ile bu zinciri kesmek istiyorum. Zamanı geldi... Şimdi...
Çaresiz Zamanlar Kayıp Kuşak (Hikmet
Temel Akarsu)
Çaresiz Zamanlar", Hikmet Temel
Akarsu'nun Kayıp Kuşak adı altında topladığı dört ciltlik roman serisinin ikinci
kitabı. 1980-1990 yılları arasındaki karanlık dönemde genç insanların
başlarından geçenleri, roman gerçekliği içinde betimleyen serinin ikinci cildi
Çaresiz Zamanlar, üç uzun öyküden olmuşmasına rağmen, bir roman gibi de
okunabilir. O yüzden, tür adı olarak yazarı bu kitaba öykü, roman, anlatı değil,
"noktürnler" diyor. 1980 sonrasının genç insanları ezip geçen savrulmalarına
hüzünlü, lirik bakışlar olarak değerlendirebileceğimiz bu yapıtı okuduğunuzda
gerçekten de noktürnler'de olduğu gibi, yenilme, yitirme ve ölüm ile gece,
karanlık ve tükenmenin yürek burkan paralelliğini duygusal bir atmosferde
soluyacaksınız. (Arka Kapak)
Ah sevgili İpatya, ülkemiz ne
hallere geldi bir bilsen... Tanıdıklarımın, arkadaşlarımın pek çoğu şu ya da bu
nedenden dolayı tutuklu. Bir kısmı çıkıyor, bir kısmı giriyor. Her gün bir yerde
çatışma oluyor. Bir sürü insan ölüyor. Bir sürü insan hapse giriyor. Her akşam
televizyonda saçları sakallarına karışmış dizi dizi insanlar gösteriliyor.
Kitapla yakalanmak bile bir tutuklanma nedeni olabiliyor. Her yerde arama,
kimlik kontrolü, her yerde gerilim, asker, polis... Ürkmüş bir toplum. Akşamları
erkenden evlerinin yolunu tutan karamsar yüzlü insanlar...
(Kitabın İçinden)
Aleladelik Çağı Kayıp Kuşak (Hikmet Temel
Akarsu)
Aleladelik Çağı, Hikmet Temel
Akarsu'nun yeniden yazarak, Kayıp Kuşak üst başlığı altında topladığı dört
ciltlik roman serisinin birinci kitabı.
12 Eylül sonrasının dayattığı
değerler sistemi, Yeni Sağ ile birleşip tüm toplumu tutsak almıştır... Artık,
sadece ve sadece rant, kar, çıkar, avanta peşine düşülmüştür. Tüm toplum, rezil
bir aleladeliğin pençesindedir... Aleladelik Çağı, böylesine yoldan çıkılmış bir
dönemde yaşananları, içine düşülen bataklığı ve bundan kurtulmak istendiğinde
karşılaşılan açmazları gözler önüne seren bir roman...
Gözü dönmüţ mühendislerin,
rüţvetçi belediyecilerin, menfaatçi politikacıların, rant hırsıyla yanıp tutuşan
toplumun; lümpenlerin, arsızların, haydutların bir imar affı sonrasında
sahneledikleri bu trajikomik öykü, 20. yüzyılın en temel özelliği olan 'aleladelik'i
olduğu kadar, Türkiye'nin kentleşme serüvenini de en acımasız boyutlarıyla
betimliyor.
Aleladelik Çağı, 20. yüzyılın
gerçek öyküsünü kavrayabilmek için okunması zorunlu bir kitap. (Arka Kapak)
Eksik Taşlar (Yiğit Bener)
"Beceremedik! Peki sence, insan
bizler gibi bir şeyleri değiştirmeyi deneyip beceremeyince ne yapar? 'Ne
yapmalı?' sorusuna bulunan tek yanıt: 'öyle yapmamalı' ise, işte o zaman ne
yapmalı? Teslim olmak mı tek çare? Kabullenmek mi? 'Uyum sağlamak'mı? Bunlar
bana göre değil, bilirsin. Bu yaştan sonra kendimi inkar edemem..." (Arka Kapak)
Mahrem (Elif Şafak)
Görmeye ve görülmeye dair bir
roman... gözbebeği: İnsanlarda yuvarlak, hayvanların çoğunda ise dikine elips
biçiminde olan gözbebeğinin çapı, irise gelen ışığın miktarına göre değişir.
Karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. Yani bu
kararsız çember, ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. Yakına bakarken de
küçüldüğüne göre, yakn olan aydınlıktır, aydınlıktadır. Uzağın payına karanlık
düşer. Zaten karanlığı kimse yakından görmek istemez. Aşık olunca da büyür
gözbebeği; demek ki aşık olunan hep uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı
azaltmak için, maşuka "gözbebeğim!" diye hitap edilir -Elif Şafak- (Arka Kapak)
Kinyas ve Kayra (Hakan Günday)
"Hiçbir şey yok! Hiçbir şey yok!
Hiçbir şey yok..."
"Artık zamanı geldi. Artık acı
zamanı. Şiddetin şiiri duyulmalı. "Cash from Chaos" günlerindeki gibi. Kargaşa
başlamalı. İnsanlar ağlamalı. Dünya üstündekileri kusturacak kadar hızlı
dönmeli. Perde aralanıp içeriye kanın soğuk kokusu yayılmalı. İftiralar,
takipler, tahminler, tehditler, intikam yeminleri megafonlardan evlere sızmalı.
Görünmez adamların barbecue partilerinde üçüncü dünya ülkelerine biçtikleri
kefen yırtılmalı. Arkasında hiçbir teşkilatı güç bulunmayan parmak tetiği çekip
tek başına bir insanın sahip olabileceği bütün deliliği göstermeli. Uyuyan
halkların yataktan düşme zamanı geldi. Gözkapaklarının jiletlerle kesilmesinin
zamanı." (Arka Kapak)
-
Eda Reisoğlu : Ne zaman yazmaya
karar verdiniz ve ne zaman yazmaya başladınız ?
-
Hakay Günday : On altı
yaşımdayken karar verdim ve yirmi dört yaşımda yazmaya başladım.
-
ER : "Kinyas ve Kayra" ilk
romanınız. Kitabı okumamış okurlarımız için konuyu açıklayabilir misiniz ?
-
HG : Kinyas ve Kayra,
evlerinden kaçmış ve ayak bastıkları Afrika topraklarında kimliklerini
üzerinde bulunduran bütün belgeleri yakmış iki Türk'tür. Herhangi bir ahlâk
anlayışından yoksunlukları sayesinde her türlü suçu işleyerek varlıklarını
sürdürmüş ancak neden oldukları acıların kaynağında zihinlerinin yattığını
fark edince onları öldürmeye karar vermiş yirmi dokuz yaşlarında iki adamdır.
Afrika'dan Meksika'ya geçerler ve Türkiye'ye döndükten sonra biri hiçin,
diğeri de her şeyin peşine düşer.
-
ER : Kinyas ve Kayra karamsar
bir kitap. Karamsar bir kişiliğe sahip misiniz ? Kitabı yazarken hangi amaçla
yazdınız ve hangi kesime ulaşmak istediniz ?
-
HG : Kişiliğimin tamamen
karamsar olduğu söylenemez. Çünkü melankoli, yaşam biçimi olamayacak kadar
dayanılmaz bir acı verir. Ancak kişiliğim herhangi bir duygunun sonuna
gitmekte tereddüt etmeyen bir yana sahiptir.Belki de yazarın en doğru biçimde
yanıtlayamayacağı tek soru neden kitap yazdığıdır. Yazar doğar, okuma ve
yazmayı öğrenir. Daha sonra da hikâyeler anlatmaya başlar. Neden mi? Belki çok
yalnızdır. Belki sadece yalnızken kendisi olduğu için diğer insanların onu
gerçekten tanımalarını ister. Belki de delirmemek için alır kalemi eline.
Belki de para ve şöhret için. Belki de nedensizdir... Ulaşmak istediğim kesim
ise tabii ki benimle aynı çağda yaşayanlardı.
-
ER : Kinyas ve Kayra iki
arkadaşın ismi. Bu isimleri nasıl ve neden seçtiniz ?
-
HG : Romandaki karakterler
doğuştan sahip oldukları her şeyi yok ettikleri için adlarından başlayarak
kendilerine yeni biçimler verirler. Kinyas kendi içine dönüp baktığında sadece
kin ve yas gördüğünden bu adı alır. Kayra'ysa insanlığa sunulmuş bir armağan
olduğunu düşünür. Acı veren ancak paketi açılması gereken bir armağan.
Dolayısıyla "Tanrının Lütfu" anlamına gelen Kayra'yı kendine ad yapar.
-
ER : Söyleşide bir üçgenden
bahsettiniz : iyi - kötü - hayat. Okurlarımız için bunu açıklayabilir misiniz
?
-
HG : Herţeyin peţinde koţan
Kinyas uzaktan bakıldığında yaptığı tercihle kendini iyi olarak gördüğü hayat
tarzına yaklaştıracak adımlar atmaya çalışır. Kayra'ysa bütün gerçeklere
kulaklarını tıkamış ve üzerindekiler dahil bütün dünyadan kopmuştur.
Dolayısıyla ona da uzaktan bakıldığında bencillik ve kötülük görülmektedir.
Hayatsa bu iki genç adama bütün bu acıları çektirdiği için çirkindir. Tabii
iyi, kötü ve çirkinlik dile getirebildiğimiz ahlâk anlayışının içlerini
doldurduğu kavramlardır. İçlerinin samanla mı yoksa elmasla mı dolu
olduğunuysa kimse bilemez.
-
ER : Ölümden bahsettiniz ve
özellikle zihinsel ölümden. Kitapta önemli bir yeri var. Neden onlara önem
vermek istediniz ?
-
HG : Zihinsel ölüm, kişinin
dünya üzerindeki bütün acıdan kendini sorumlu hissetmesi sonucunda ortaya
çıkmış hayali bir sondur. İntihar değildir. Hatalardan ve suçlardan sorumlu
olan aklın çalışmasının durdurulmasının amaçlanmasıdır. Romanda bu denli
önemsenmesinin nedeni, kişilerin kendilerine ve hayatlarına yapabileceklerinin
sınırının olmadığının ifade edilme arzusudur.
-
ER : Yarışmanın birincisi olmak
sizi saşırttı mı ? Sizin için hangi anlama geliyor ?
-
HG : Evet. Çünkü tarz olarak
mevcut romanlardan hayli farklı olduğu için Kinyas ve Kayra'nın
değerlendirilme aşamasında diğer eserlerin gerisine düşeceğini tahmin
ediyordum. Liseli gençlerin verdiği bu ödül benim için ağır anlamlar taşıyor.
Çünkü sözünü ettiğim hayatları en iyi değerlendirecek olan kişilerin onlar
olduğunu düşünüyorum.
Alayın Kızları (Mucize Özünal)
Alayın Kızları, adını öyküleriyle
duyuran Mucize Özünal'ın ilk romanı. Anadolu'nun doğusunda, küçük bir sınır
kasabasında konuşlanmış bir askeri birlik, bir alay. Bu birlikteki askerlerin
kızları yani alayın kızları. Tam yedi kız. Yedi dağ çiçeği. Çocuklukları,
ilkgençlikleri birlikte geçer, ortak hayaller kurup bibirlerine kenetlenirler.
Sonra o kasabadan çıkıp dört bir yana savrulur, kendilerini bekleyen farklı
yaşamlara dalarlar. Kimi devrimci olur, yaşama erken veda eder, kimi müzisyen
olur, kimi avukat, kimi de tiyatrocu. Aralarında buluşanlar da olur, birbirini
hiç görmeyenler de. İçlerinden biri, yıllar sonra hepsinin yeraldığı bir
çocukluk fotoğrafına bakınca hayatta kalanları biraraya getirmeye karar verir.
Ama acaba kaçı gelebilecektir bu buluşmaya? Alayın Kızları, 1900'lü yılların
başından başlayarak uzunca bir zaman dilimi boyunca bu yedi kızın öykülerini
anlatırken, Türkiye'nin yirminci yüzyıldaki portresini de çiziyor. Zamana karşı
duramayarak yozlaşan değerleri, bozulan insan ilişkilerini anlatıyor. Yakın
tarihimizin siyasal ve toplumsal olayları bu kızların ve ailelerin öykülerine
ustaca işlenmiş. Türkiye'nin toplumsal mozayiğinin, insan dokusunun, gelenek ve
törelerinin şaşırtıcı bir gözlem gücüyle sunulduğu Alayın Kızları, yazarın
yıllarca Anadolu'nun çeşitli yörelerinde blunmasının sağladığı dil
zenginliğiyle, tatlarla, renklerle dolu bir roman. (Arka Kapak)
Dönüş (Cemil Kavukçu)
Cemil Kavukçu, Sait Faik Hikaye
Armağanı sahibi usta bir öykücü. Bu kez, ilk romanıyla yepyeni bir "merhaba"
diyor okurlarına. Öykülerinden tanıdığımız ustaca anlatımı, kıvrak diliyle daha
ilk sayfadan romanın içine çekiyor, sürükleyip götürüyor. 1980 öncesinin
çalkantılı döneminin yıktığı, dört bir yana savurduğu genç insanlardan biridir
Vedat. İnandığı her şeyi ve herkesi, hatta kendi benliğini ve kimliğini bile
yitirmiş, çökmüş yaşamıyla baş başa kalmıştır. Bir yol ayrımındadır; devam edip
etmemeye karar vermesi, kendi içine yapacağı bir dönüş yolculuğuyla belli
olacaktır; bu yolculuğun başlangıç noktası da doğduğu, büyüdüğü, köklerinin
olduğu yerdir. Geçmişe doğru çıktığı içsel yolculuğun acı vereceğini bilse de,
bunu göze alır ve hem kendisiyle hem de geçmişindeki kişilerle yüzleşir:
Sevgilisi Neslihan'la, kader arkadaşı Mesut ve Mustafa'yla, ailesiyle... Bütün
bunlar, "Dönüş"ün başarılı örgüsü içinde harmanlanıyor, romanın kahramanı
Vedat'ı olduğu kadar okuru da sarsıyor; bir dönem ve o dönemin yıprattığı, birer
birey olarak yenilgiye uğrattığı insanların ruhlarında ve hayatlarındaki
yıkıntılar karşısında düşünmeye zorluyor. Başarılı bir öykücüden baţarılı bir
roman; romancı Cemil Kavukçu'ya hoş geldin diyoruz.
Kırmızı Pelerinli Kent (Aslı Erdoğan)
Brezilya'nın efsane kenti Rio'yu
anlatıyor Kırmızı Pelerinli Kent. İki yılını bu kentin üniversitesinde öğretim
görevlisi olarak geçiren yazar, Rio'nun gizlerine de erebilmeyi başarmış.
Uzak diyarların egzotizmiyle bir
yabancı gözüyle ilgilenmiyor yazar. Tersine dünyanın öte ucundaki bir toplumu,
kültürü ve coğrafyayı kendi kalem dünyasının gereci yapmış. Bu dünya kendine
özgü dili, davranış biçimleri, içkileri, doğası vb. özellikleriyle bütün kitaba
yayılıyor.
Kimi zaman edebiyat yapıtları
için bir toplumun aynasıdır derler ya, Kırmızı Pelerinli Kent, bir Latin Amerika
toplumunu bir Türk yazarının kaleminden tanımak gibi ilginç bir serüvenle karşı
karşıya bırakıyor okurları.
|